Yemek - Food

Yemek - Food

Yemek - Food is one of the top Food influencer in Turkiye with 42710 audience and 3.37% engagement rate on Instagram. Check out the full profile and start to collaborate.

42.7k

AudienceAudience

3.37%

Engagement

Get in touch
list-cover
location Turkiye, Istanbul
verifyVerified account
fast-reach-outFast reach-out capability

Niche categories

Food


Portfolio

Standout projects making waves around the web

image
image
image
image
image
image
image

Fauna hakkında konuşulacak hem çok şey var hem de pek bir şey yok. Pek bir şey yok; çünkü en az 10 senedir herkes Fauna’yı yeterince yazdı. Artık İbrahim Tuna’nın mottosunu, tarzını, kurallarını, orada bulup, bulamayacaklarımızı, beklememiz, beklemememiz gerekenleri biliyoruz. Fauna yıllardır bir duruşu sergiliyor. Doğruları ve yanlışları göreceli olarak kişiden kişiye göre değişse de, eğilip bükülmeden bildikleri yolda ilerliyorlar. Beğeniler, eleştiriler karşılıklı bir güç savaşı veriyor. “İtalya’da böylesi yok” mızrağı, “ağda gibi sos mu olur?” kalkanına saplanıyor. Bunlar uzun yıllardır bildiğiniz şeyler. Bilmediklerimiz ise bence biraz İbrahim Tuna’da saklı… Bunlar: “Konuşulmayanlar”. Malzeme kalitesinin bu denli dalgalı olduğu bir yerde, malzemeye takıntılı olmanın sıkıntısını çok çekti. Yine de Fauna’ya belli bir kalitenin altında ürün girmedi. Hiç “idareten” iş yaptığını görmedim. Mükemmelik arayışını hiç kaybetmedi, pes etmedi. Hiç yapabildikleriyle yetinen biri olmadı. En önemlisi de, kendini herkese beğendirmek için “herkes” gibi olmadı. Gastronomide dik duruş, bazen kibirle, kendini beğenmişlikle karıştırılıyor. Ben ondan hiçbir zaman bu negatifliği almadım. Daha iyi yapabilme hırsının, mükemmeliyetçiliğinin, bitmez arayışının ona enerji verdiğine inanıyorum. Gelenekselliğe düşkünlüğünü, yoğun malzemelerinin ağırlığını, modern mutfağa uymayan koku, doku, akışkanlık ölçülerini savunurken, bu enerjiden kesinlikle güç alıyor. Tüm bunları yaparken de, hep geri planda kaldı; fakat yarattığı kimliği hiç bozmadı. Benim için o, yaptığını “en mükemmeli” olana kadar zorlayan kararlılıkta, yapamayacağına da bulaşmayacak kadar temkinli bir şef. Bildiğini okuması, “bildiğinin” en iyi olduğu anlamına gelmese de (eleştirenler için), son konuşmamızdan da anladığım üzere bundan memnun. Benim için daha da kıymetli olanı, bir şefe yaraşır şekilde, yeni kıymetli şefleri yetiştirmesi. Şimdi tüm bunların üstüne yediklerimin değerlendirmesini yapmam manasız. Ben Fauna’yı seven ve öven taraftayım. Değerlendirilmesi gereken şey irmiklerin, sosların, kokuların arkasında kalmış şu “konuşulmayanlar”. #reklam değildir. Ücretler tarafımdan ödenmiştir.

1214
image
image
image
image
image
image
image
image
image
image
image

Paulownia’yı ilk ziyaretimde restoran daha yeni adını duyurmaya başlamıştı. 2.gelişimde artık kendilerinden çok daha emin bir ekibin iş başında olduğunu anladım. Tadım menüsünde pişme seviyeleri, kombinasyonlar, malzemelerin kalitesi hatasızdı. Buna iyi servis de eklenince, bir önceki ziyaretimden çok daha etkileyici bir yemek yedim diyebilirim. Soslar abartısız, çoğu yemekle çok uyumlu. Tadım menüsü başta biraz sebzelerle sıkıcı başlıyor, ama sonra şef rüzgarı arkasına alıyor. Sonbahar sebzelerinden hazırladığı taptaze, çıtır rulo bence sabayon sosuyla olağanüstü bir lezzet. Bunu, taze kremalı ve meyan köklü taptaze bir deniz tarağı izliyor. Yabani mantar, parmesan, fındık ve küçük kare brokoli parçalarıyla gelen risotto da bence çok derin aromaları olan bir tabaktı. Hem sebze hem de topraksı notaları çok iyi yansıtıyordu. Beyaz şarap ile pişirdiği beurre blanc soslu yengeçte oksidatif aromalar da var. Köri baskın değil, birçok şefin hatasına düşmemiş. Hafif acılık da yemeğe eşlik ediyor. Paulownia hamurlarda çoğu zaman çok başarılı (tortellini tabağında o kadar değil). İlk gelişimde milföylerini yediğimi ve büyülendiğimi hatırlıyorum. Deniz kestaneli taglioniliyi de çok doğru seviyede pişirmişlerdi. İyot aromaları ve tatlılık bunda da iştah açıcıydı. Tadım menüsünde en sevdiğim tabaklardan biri oldu. Bu tabağın 1 yıldız seviyesinde olduğunu düşünüyorum. Yine aynı seviyede olduğunu düşündüğüm bir diğer tabakları ördekti. Narenciye sos, biber, ördeğin kendi yağıyla hazırladıkları sos nefis. Ördek tüm suyunu koruyor. Tüm hazinelerini içine hapsetmiş. Hiç bitmemesini diledim. Bu 2 tabak, ekibin tadım menüsüne bir çağ atlatıyor. Son olarak da milföy tatlılarından bahsetmem lazım. İçinde leziz krokanlar var. Doku kontrastları çok hoş. Hamur olağanüstü ama krema Relais Louis 13’deki kadar zarif ve olağanüstü diyemem ancak çok iyi bir örnek diyebilirim (bu biraz daha şekerli ve ağır). Tess’in eşlikçi önerileri ve servisteki nezaketi de burayı kıymetli yapıyor. Engelliler için olanak yok. Değerlendirme: 8/10 #reklam değildir. Ücret tarafımdan ödenmiştir. #fahrigedizparis #paris #Paulownia

310
image
image
image
image
image
image
image
image
image
image

Geçmişi başarılarla dolu Şef Romain Meder’in yeni açtığı Prevelle, Paris’te yemeğe ilgi duyan herkesin gidilecekler listesinde ilk sıralarda yer alıyor. Tecrübelerinin yanı sıra, Sommelier Vincent Cochard (Arpège’den) ve yine son derece iyi özgeçmişlere sahip bir mutfak ekibini bir araya getirmeyi başaran şef, ilk aylarında daha çok sebze ve deniz ürünleri ağırlıklı bir menüyle müşterilerini ağırlıyor. Tadım menüsü pancar ve kırmızı sos ile birlikte sunduğu brioche (içi sosisli) yanında kereviz çorbasıyla başlıyor. Ekmekleri Ferme d’Orvilliers’den, düzgün bir ekşi maya örneği. Şu sıralar her yıldızlı restoranda olduğu gibi kuşkonmaz menüde yerini almış. Tadım menüsünün ilk ana yemeği istridye, bolonez sos (havuç bazlı) ve su teresi. Baharatlar, iyot, sebze tonları ile bir kombinasyon yaratılmış. Tavuk, mürekkep balığı sosu, rezene ve hardaldan hazırlanan tabak ise gecenin en üzen tabağı oldu. Yemekte tuz kullanımı inanılmaz boyuttaydı. Özellikle mürekkepbalığı yenemeyecek durumdaydı. Bir sonraki tabakta pisi balığı, kuşkonmaz sos ve biberli dana paça kombinasyonu sunuldu. Önceki tabaklarda benzer lezzetler olduğundan, bazılarına kendini tekrarlayan, sıkıcı bir tabak olarak gelebilir ama ben sevdim. Şefin sos yeteneğini bu tabakta üst seviyede gösterdiğini düşünüyorum. Romain Meder bu tabakta kendini konuşturuyor. Şefin menüsünde, restoranın açılışının çok yeni olmasından kaynaklı olduğuna inandığım dalgalanmalar vardı. Bazı lezzetler çok etkileyiciyken, bazı olumsuzluklar beni şaşırttı. Özellikle tuz kullanımındaki kontrolsüzlük biraz hayal kırıklığı yarattı. Tatlılarda ise genç tatlı şefi Zoe Vandenbussche müthiş iş çıkardı. Çikolatalı mus, kıtır mercimek, krema üçlüsünde şeker hiç abartılmamış. Mercimek kıtır dokusuyla konstrastlar yaratıyor ve çikolata kalitesi olağanüstü. Bir diğer tatlı, çilek, kakule, mürver çiçek aromalı dondurma. Bu tatlı tabağının insanın burnunda ve damağında bıraktığı aromalar gerçekten takdire şayan. Restoran çok yeni. Şefin gelen geri bildirimlerle birkaç ay sonra daha iyi işler çıkaracağını düşünüyorum. Engelliler için olanak yok. Değerlendirme: 7/10 #reklam değildir. Ücret tarafımdan ödenmiştir. #fahrigedizparis #paris

490
image
image
image
image
image
image
image
image
image
image
video

Le Taillevent’da masaya oturur oturmaz aklıma gelen ilk cümle şu oldu: “İnsan arada sırada kendini böyle bir yer ile şımartmalı”. Şef Giuliano Sperandio’nun Fransız&İtalyan mutfağını harmanladığı 2 Michelin yıldızlı menüsü, üst düzey mutfak reçetlerinin en özel bazı spesiyallerini barındırıyor. Sommelier Thomas Millet Paris’in belki de en zengin kavlarından birini yönetiyor. İşini çok iyi yapıyor. Tadım hoşluklarında aromalarıyla ön plana çıkanlar comte peynir dolgulu gougere (ince ve hafif bir hamur ), çıtır ıspanak kıtırı üstü istridye ve yağlı ton balığı üstü havyar ve bezelye. Yanında zeytin ve soğan ile hazırlanan bir tür kıtır brioche veriliyor. Tereyağının yoğun aroması, soğandan gelen hafif tatlılım ve zeytinin tuzlu kontrastlarıyla ağzınızı kaplıyor. Belki bazılarınıza itici gelecek bir diğer tabak Fransızların meşhur spesiyali olan kurbağa bacağı. Şef sanki burada, Fransız mutfağına da hakim olduğuna dair bir küçük işaret veriyor. Viski ile soslanan Istakoz tabaklarında çok yoğun ve iştahı arttıran bir acılıkta bisk kullanılmış. Yanında gelen brioch içinde mevism sebzesi kuşkonmaz ve yine ıstakozun parçaları var. Doku ve tatlılık açısından uzun yıllardır böyle iyi bir örneğini yemedim. Güvercin yemeğinde ana yemekten daha çok ilgimi çeken şey (ki harika bir örnekti), yan tabakta sebzelerin üstünü kapattıkları tereyağlı hamur. Yine eşlikçi olarak gelen tagliatelle ise büyük hayal kırıklığı oldu. Çok pişmişti ve tuzsuzdu. Şefin yerinde olsam kimsenin karşısına bu tabağı çıkarmam. Bu seviye bir restoranda, stajyer seviyesinde bile böyle bir tabağın hazırlanacağını düşünemiyorum. Son olarak: crepe suzette… Fransa’ya sıklıkla seyahat edenleriniz, en az bir kere bu tatlıyı yemiştir. Buradaki artık benim referans noktam. Gözünüzün önünde yapılışından, tabağınıza konan her saniyeye kadar özen gösteriyorlar. Bitter, tatlı, ekşi tatlar… hepsinde denge… Uzun süre damağımda lezzeti kaldı, çok muhtemel, hatrımda da kalacak. Engelliler için olanak yok. Değerlendirme: 8.5/10 #reklam değildir. Ücret tarafımdan ödenmiştir. #fahrigedizparis #michelinstar #michelinguide

625
image
image
image
image
image
image
image
image
image
image

Hiç kuşkusuz son dönemlerde Paris’te yediğim en iyi yemeklerden birisi. Son 2 yılın belki de en iyisi demek sanırım benim açımdan abartı olmayacaktır. Şef Julien Dumas’yı bu kadar geç tanıdığım için üzgünüm. Bundan sonra onun gastronomi yolculuğunu takip etmek keyifli olacak. Yaratıcı tabaklar, olağanüstü kalitede malzemeler, uyumlu birliktelikler ve tüm bunlara eşlik eden üst seviye servis. 8 tabaklık tadım menüsü, şehrin aynı seviyedeki restoranlarına göre fiyat/performans açısından son derece başarılı. Üstelik bu başarıyı pahalı malzemelerle yarattığı tabaklarla gerçekleştiriyorlar. Polenle sunduğu ve şefin başını ve sonunu farklı doku elde etmek için farklı tekniklerle pişirdiği kuşkonmaz, beni üstünde uzun süre düşündüren bezelyeli, mürverli ve deniz marullu alabalık (ilk fotoğraf), kuzukulağı ile birlikte sunduğu ıstakoz, dokusu ile pişirme teknikleri açısından ders olabilecek mürekkep balığı (sosu üstüne uzun yazılar yazılabilir ya da “yazıları boşver Fahri” derseniz ekmek ile bir güzel sıyrılabilir) menünün en ilgi çekici tabakları. Uykuluk biraz fazla pişirilmişti ve gecenin tek kusurulu bulduğum tabağıydı. Tatlıları da, bu güzel yemekleri noktalayıcı ama onların devamında ağırlığıyla sizi bunaltmayacak hafif reçeteler. Çikolata mus ve biberli yosun özellikle etkileyici. Şef deniz ürünleriyle, sebzeleri ve özenle seçtiği bitkileri profesyonelce bir araya getirmiş. Sommelier Samuel Ingelaere çok zengin bir şarap menüsü yaratmış, üstelik bunların bazılarını piyasa fiyatlarından çok daha ucuza satıyorlar. Ne diyebilirim ki? Paris yine bir yeteneği daha sahalara sürmüş… Hiç bozulmaması dileğiyle. Restoran’da engelliler için olanak yok. Değerlendirme: 9/10 #reklam değildir. Ücret tarafımdan ödenmiştir. #fahrigedizparis #michelinstar #michelinguide

807
image
image
image
image
image
image
image

Bu Mutfağı tek kelime ile tarif etmem gerekse “doğallık” derim. Uzun zaman Arpège’de çalışan Tess Duteil ve Geoffrey Belin tarafından açılan Paulownia’da, bu okulun onlara öğrettikleri bazı temelleri çok iyi yansıtıyorlar. Bunların başında sebzelere olan aşkları geliyor. Tabaklarında büyük titizlikle seçilmiş sebzeler var. Dokuları, aromaları büyük bir ustalıkla korunmuş. Her bir tabakta, yemeğe ayrı bir değer katıyorlar. Bir eşlikçi değiller, baş rol oyuncularının ta kendileri. Sebzelere olan bu yaklaşımlarının yanı sıra, Arpege okulu onlara iyi hamur yapmayı da öğretmiş. Petit pate ve Mille-feuille du potager yemeklerinde usta işi hamurlar sunuyorlar. İlkinde içindeki et, suyu ve yağıyla hamurun lezzetini doruğa çıkarıyor. Bu yemekte de yine sebzeler geri planda değil. Sabayon ile gelen kuşkonmazları da mevsimin bu doğal güzelliğini size tekrar tekrar hatırlatan bir seçenek. Benim milföy ile beraber restoranda en çok beğendiğim tabak, güvercin, portakal ve bezelyeden hazırladıkları ana yemek. Kök sebzelerden gelen topraksı aromalar, yeşil sebzelerinkiyle bir araya geliyor. Bezelyeleri hafif diri bırakmışlar. Çok ağır olmayan ve güvercinin kendi yağı,suyu ve kanıyla hazırladıkları hafif ekşi bir sos ile servis ediliyor. Uzun zamandır bu kadar güzelini yemediğimi itiraf edebilirim. Porsiyon olarak da tek doyurucu ve fiyatını fazlasıyla hak eden tabak buydu. Paulownia’da kusur olarak söyleyebileceğim en önemli şey porsiyonlar. Güvercin yemeği hariç tüm yemeklerde porsiyonların ufak olduğunu düşünüyorum. Fiyat/Kalite dengesinde biraz can sıkıyor. Sevdiğiniz bazı tabaklardan 2.’yi söylemek zorunda kalırsanız şaşırmayın. Buraya gitmeden evvel şarap kavlarının özgünlüğünden çok bahsedilmişti. Ben menülerinde burayı birçok farklı yerden ayırabilecek özgünlük ve zenginlik bulamadım. Tabii bu yorumumda Fransa’da son zamanlarda açılan ve doğal şarapların ön plana çıkarıldığı birçok restoranın etkisi var. Belki de bu sebeple Paulownia bana bu anlamda çok farklı gelmedi. Engelliler için olanak yok. Değerlendirme: 7.5/10 #reklam değildir. Tüm yemeklerin ücretleri tarafımca ödenmiştir. #fahrigedizparis

533
image
image
image
image
image
image

Paris’te yıldızlar dünyasına yeni katılmış restoranlardan birisi de Irwin. Irwin Durand tarafından 4 ay önce açıldı. Şefin, uzun yıllar farklı yıldızlı restoranlardan gelen deneyimi var. Mutfağı gösterişten uzak, malzeme kalitesine dayalı, sade. Bazı tabaklarda bu sadelik (örneğin sudak balığı tabağında) aromaların çok fazla patlamamasına neden olabiliyor. Ancak Porçini mantarı ya da bıldırcın gibi tabaklarında az malzeme ile şaşırtıcı lezzetler yakalıyor. Bitter, ekşi, tatlı aromaları bir araya getirirken zaman zaman küçük aksaklıklar olsa da, genel değerlendirmede iyi niyetinin karşılığını veriyor diye düşünüyorum. Irwin’i aşırı tuz kullanmadığı için de sevdim. 4 aylık bir restoran için servis iyi. Tabakların zaman içinde gelişime ihtiyacı var. Porsiyonların benzer standartlardaki restoranlara göre biraz küçük olduğunu düşünüyorum. Bir de şarap kavlarının zenginleştirilmeye ihtiyacı var. Tatlı şefleri Tessa Ponzo’yu ise çok yetenekli buldum. Otları, meyveleri iyi kullanıyor. Ağır, klasik tatlılardan ziyade, özellikle değerlendirme kuruluşlarının önde tuttuğu yeni stil hafif tatlılarda birçok pasta şefinden daha başarılı (bazen bu otlar, kuruyemişler, çiçekler ve şekerin birlikte kullanımı beni heyecanlandırmıyor ama burada durum farklı oldu). Bira ve yerfıstığından yaptığı tatlı tek kelimeyle olağanüstüydü. Bu tatlıda yaratıcılığını ve yeteneğini sonuna kadar kullanmış. Irwin biraz zaman verip tekrar gitmek istediğim bir restoran oldu. Dinamik, dürüst ve hatasız bir mutfakları var. Engelliler için olanak yok. Değerlendirme: 7/10 #reklam değildir. Ücret tarafımdan ödenmiştir. #fahrigedizparis #paris #michelinstar

384
image
image
image
image
image
image
image

Rafine’ye gelmeyeli uzun zaman olmuştu. Kaan Değer bu süreçte beğenilen ürünlerini daha da geliştirirken, menüsüne yeni ses getirecek lezzetler de eklemiş. Öncelikle burada kruvasan olağanüstü. Dantel gibi işlenmiş katmanlar, çıtır doku, yağ dengesi ve kalitesi müthiş. Bravo! En çok satan tabaklardan olan çılbır için ise söyleyeceklerim var… Bu tabakta isli paprika detayı hoştu. Ayrıca pancar sos ile farklı boyutlar kazandırmasını da anlamlı buldum. Klasik tariften çok sapmadan, ona biraz yorum katmış. Bu tabakta tartışmak istediğim konu tüm bu yoğurt, pancar sos, tereyağ vs. yani tüm bileşenlerin fazlalığı. Bunu sırf ekmek banmalık bir tabak gibi bırakmamak gerekir. Soğan confit çok güzel asidite vermiş. Kavruk notlar da var. Dediğim gibi, belki o yoğurt kısmında ölçü azaltılabilir. Bu kaos ve fazlalık, şefin önem verdiği detayların da gözden kaçmasına sebep oluyor. Bence günün yıldızı, güngörmez parçaları ile hazırlanan tarçınlı brioche. Şef, birlikte düşünülmesi zor olan malzemeleri bir araya getirmiş. Fırınlanmış sebzelerden elde edilen ve çektirme ile aroması üst seviyeye çıkan miso ilaveli bir sos ile servis ediliyor. Tatlı ama baymıyor. Et kalitesi de harikaydı. Yağlı ve kusursuz parçalardı. Brioche’una da bayıldım. Şefin, bu tabağın sosuna odaklandığını ve vurguyu bu alana yaptığına inanıyorum. Bu sos tüm bu malzemeleri kaynaştıran bir çimento gibi. Genelde bu tarz tabaklarda bu soslar kaybolur ya da çok az hissedilir. Oysa bu tabakta, kimsenin fark etmediği gizli bir kahraman olmuş. Paris Brest de olağanüstü. Harika bir hamur dokusu, müthiş bir praline. Yoğunluğu iyi, hamuru çıtır, çok taze. Creme Brulee de çok iyiydi ama biraz daha az yumurta olsaydı olağanüstü olurdu. Vanilya oranı ve kalitesi, krem kısmın dokusu harikaydı. Porsiyonlarının yeterliliği ve kullanılan ürünlerin miktarı konusunda Rafine’yi tebrik ediyorum. Özellikle pahalı malzemelerle servis edilen bazı tariflerde (gerçek vanilya, fıstık, ceviz gibi) restoranlar bizle dalga geçer gibi hareket edebiliyorlar. Burada gerektiğinde her şey bonkörce kullanılmış. Engelliler için olanak yok. Değerlendirme: 8.5/10 #reklam değildir. Ücret tarafımdan ödenmiştir.

376
image
image
image
image
image
image
image
image

Origines, bu sene Paris’te ilk kez denediğim ve çok beğendim bir restoran oldu. Ambiyanstan ziyade önünüzdeki yemekle ilgiliyseniz, yediğiniz yemekteki bütünsellik, malzeme kalitesi, uyumların ışıltısı sizi spotların, varakların, şık salonların ışıltısından çok daha fazla etkiliyorsa, Origines olmanız gereken yer. 8.Bölgedeki restoranında, şef Julien Boscus deniz mahsullerinden av etlerine uzanan geniş bir yelpazede yeteneklerini çok başarılı bir şekilde sergiliyor. Menü sıklıkla değiştiği için muhtemelen bu yqzıyı okuyup gidenleriniz aynı yemekleri yiyemeyebilir ama tabaklarında yine aynı özende reçetlerle, üst düzey malzeme kalitesiyle, sıradan olmayan uyumlarla karşılaşacaktır. Şef, her ürünü doğru zamanda, mevsimselliğe önem vererek, doğru bölgelerden almaya çalışıyor. Benim denediklerim: Karabuğday kıtırlı Körili Kerevit, Maniguette biberli ve fındıklı deniz tarağı, tam ortasında, etin lezzeteni başka bir boyuta taşıyan nefis bir kaz ciğeri ve kestane ile servis edilen grouse (bir tür yabani keklik), Marie-Antoine Carême’in mirası bir Fransız klasiği olan lièvre à la royale (Bu sene birçok farklı yerde deneme fırsatım olan bu yemeğin en iyi yorumlarından birisi buradaydı), mantarlı çikolatalı tart (inanılmaz etkileyici bulduğum bir birliktelik ve zarafet)… Şefin, özellikle bazı tabakları üstünde gerçekten uzun uzun konuşulabilir. Origines, birbirine çok benzeyen 1 yıldızlı Paris restoranları arasında, kendi kimliğini yaratabilmiş, şahsiyetli, nev-i şahsına münhasır kalan, onlardan sıyrılan birkaç yerden birisi. Bence bunu burun farkıyla da yapmıyor. Engelliler için olanak yok. Değerlendirme: 8.5/10 #reklam değildir. Ücret tarafımdan ödenmiştir. #fahrigedizparis #paris #michelinstar

329